Dönüşüm Optimizasyonu Nedir? Var Olan Trafikten Daha Fazla Sonuç

Yeni trafik satın almadan, hali hazırda gelen ziyaretçiden daha fazla talep çıkarmanın yöntemi. Ölçümden form tasarımına, testten hipoteze kadar tüm adımlar.

Dönüşüm Optimizasyonu Nedir? Var Olan Trafikten Daha Fazla Sonuç rehberi için Gurus Digital editoryal görseli

Kalıcı rehber

Dijital Pazarlama konu başlığı

Güncellendi: 14 dakikalık okuma

Dönüşüm nedir, mikro dönüşüm ne demek?

Dönüşüm, bir ziyaretçinin sizin istediğiniz eylemi yapmasıdır. Bu eylem her işte aynı değildir: bir restoranda rezervasyon, bir hizmet işletmesinde teklif formu, bir mağazada satın alma, bir kliniğde randevu talebi olabilir. Dönüşüm optimizasyonu ise yeni ziyaretçi getirmeye çalışmadan, hali hazırda gelen kişilerden daha fazla sonuç almaktır. Reklam bütçesi artırmadan sonuç yükseltmenin başlıca yolu budur. Aynı trafikle daha fazla talep almak, yeni trafik satın almaktan neredeyse her zaman daha ucuzdur, çünkü trafiğin bedeli sürekli tekrarlanır, iyileştirmenin bedeli bir kere ödenir. Bu yüzden reklam bütçesini artırmadan önce sayfanın kendisini gözden geçirmek hemen her durumda daha kazançlı bir sıralamadır ve yapılan düzeltme her ay çalışmaya devam eder.

Mikro dönüşüm, asıl hedefe giden yoldaki küçük adımlardır. Fiyat sayfasını açmak, bir ürün videosunu sonuna kadar izlemek, iletişim numarasına tıklamak, kataloğu indirmek bunlara örnektir. Bu adımlar tek başına para kazandırmaz ama nerede durduğunuzu gösterir. Yalnızca son adımı ölçen bir kurulum, sorunun nerede olduğunu söyleyemez; sadece sonucun kötü olduğunu söyler. Mikro dönüşümler, kötü sonucun hangi basamakta doğduğunu görünür kılar. Az trafikli sitelerde ayrıca üzerine konuşulabilecek tek veri kaynağı çoğu zaman bunlardır. Mikro dönüşümleri seçerken abartmamak gerekir; onlarca küçük eylemi ölçmek tabloyu okunmaz hale getirir. Asıl karara giden yol üzerindeki dört beş adım genelde fazlasıyla yeterlidir.

Dönüşüm oranı hesabı basittir: belirli bir dönemde dönüşen kişi sayısının toplam ziyaretçiye bölümü. Ancak bu oranın tek başına bir anlamı yoktur. Sektöre, trafik kaynağına, ürün fiyatına ve karar süresine göre son derece farklı değerler normaldir. Kendi oranınızı başka bir işletmeninkiyle kıyaslamak yerine kendi geçmişinizle kıyaslamak doğru olan yaklaşımdır. Ayrıca oran yükselirken toplam sonucun düşebileceğini unutmamak gerekir; trafik daralıp oran yükseldiğinde tabloda iyi görünen şey aslında gerileme olabilir. Bir başka ayrıntı, oranı hangi tabana böldüğünüzdür. Tüm site ziyaretçisine bölmek ile yalnızca ilgili sayfayı görenlere bölmek çok farklı sonuçlar verir ve taban yazılmadan yapılan karşılaştırmalar zamanla anlamsızlaşır.

Ölçüm kurulmadan iyileştirme yapılmaz

İlk iş, hangi eylemlerin kaydedileceğine karar vermek ve bunları düzgün kurmaktır. Form gönderimi, telefon numarasına tıklama, harita yönlendirmesi, sepete ekleme gibi eylemler ayrı ayrı tanımlanmalı. Hepsini tek bir başlık altında toplamak, sonradan ayrıştırılamayan bir yığın üretir. Kurulumun doğruluğunu test etmek de şart: kendi telefonunuzdan form doldurup kaydın düştüğünü görmeden hiçbir rapora güvenmemek gerekir. Yanlış kurulmuş bir ölçüm, ölçüm olmamasından daha tehlikelidir çünkü yanlış kararlara meşru bir görüntü kazandırır. Kurulumdan sonra bir de sahiplik meselesi vardır. Ölçümün kimin sorumluluğunda olduğu belirlenmediğinde, site üzerinde yapılan sıradan bir değişiklik kayıtları sessizce bozar ve bu genellikle aylar sonra fark edilir.

Ölçümde ikinci konu, gürültüyü ayıklamaktır. Kendi ekibinizin ziyaretleri, test amaçlı doldurulan formlar ve otomatik tarayıcı trafiği rakamları şişirir. Küçük siteler bu gürültüden orantısız biçimde etkilenir. Aynı şekilde tek bir kampanya döneminde toplanan veriyi genel geçer doğru saymak da hatalıdır; sezon, tatil ve hafta günü etkisi ciddi fark yaratır. En az birkaç haftalık, tercihen tam haftalardan oluşan dönemlerle çalışmak, yanıltıcı çıkarımların çoğunu engeller. Reklamlı dönemlerle reklamsız dönemleri karıştırmamak da aynı grupta yer alır. Reklam açıkken gelen trafik farklı davranır ve sayfa üzerinde yapılan bir değişikliğin etkisi bu farkın altında tamamen kaybolabilir.

Sayısal ölçümün göremediği şeyleri görmek için ikinci bir kaynak gerekir. Ziyaretçilerin sayfada nereye kadar indiğini, nerede takıldığını gösteren kayıt ve ısı haritası araçları bu boşluğu doldurur. Bunlar sayı vermez ama sebep gösterir. Rakam nerede kaybettiğinizi söyler, kayıtlar neden kaybettiğinizi. İkisini birlikte okumadan yapılan değişiklikler tahmine dayanır. Buna ek olarak satış ekibine gelen talebin kalitesini sormak, hiçbir araçtan alınamayacak bir bilgi verir. Bu kayıtları izlerken aranan şey ilginç anlar değil, tekrar eden davranışlardır. Aynı yerde duraklayan, aynı butona iki kez basan ya da aynı noktadan geri dönen birkaç ziyaretçi gördüğünüzde, orası artık tahmin değil bulgudur ve üzerinde çalışılabilir.

Huni analizi: kayıp tam olarak nerede oluyor?

Huni analizi, ziyaretçinin geçtiği adımları sırayla listeleyip her adımda kaç kişinin devam ettiğine bakmaktır. Basit bir hizmet sitesinde bu; açılış sayfası, hizmet sayfası, iletişim sayfası, form gönderimi şeklinde olabilir. Adımlar yazıldığında genelde bir yerde belirgin bir düşüş görünür. O düşüşün yaşandığı adım, üzerinde çalışılacak ilk yerdir. Sitenin tamamını baştan elden geçirmek yerine tek bir basamağı düzeltmek, hem daha az emek ister hem sonucu daha net gösterir. Adımları yazarken gerçek yolu değil, olması gerektiğini düşündüğünüz yolu yazma eğilimi vardır. Bunun önüne geçmek için birkaç gerçek ziyaretin izini baştan sona takip etmek iyi bir başlangıç olur.

Düşüşü değerlendirirken adımın doğasını hesaba katmak gerekir. Ürün listesinden ürün sayfasına geçişte büyük bir kayıp normaldir, çünkü insanlar gezinir. Ama sepetten ödeme adımına geçişte aynı büyüklükte kayıp varsa orada teknik veya psikolojik bir engel vardır. Aynı biçimde form sayfasına gelip formu göndermeyen kişilerin oranı yüksekse sorun trafikte değil, formdadır. Bu ayrımı yapmadan trafik kaynaklarını suçlamak, yıllarca sürebilecek verimsiz bir arayışa yol açar. Bir de adımın gerekliliğini sorgulamak gerekir. Kimi sitede araya konmuş fazladan bir sayfa hiçbir işe yaramadan kayıp üretir; kaldırılabilecek her adım, iyileştirilecek adımdan daha değerlidir çünkü bakımı da yoktur.

Huniyi trafik kaynağına göre ayırmak da öğreticidir. Aynı sayfa, arama motorundan gelen ziyaretçide iyi çalışırken sosyal medyadan gelende çok kötü sonuç verebilir. Sebep genelde beklenti farkıdır: aramadan gelen kişi zaten o hizmeti arıyordur, sosyal medyadan gelen ise sadece merak etmiştir. Bu ayrım görülmeden ortalama üzerinden yapılan yorumlar iki kaynağı da yanlış tanımlar. Kaynak bazlı bakış, hangi kanalın hangi sayfayla eşleşmesi gerektiğini de kendiliğinden gösterir. Cihaz kırılımı da benzer bir ayrım sunar. Aynı sayfa masaüstünde iyi, telefonda kötü çalışıyorsa sorun içerikte değil düzendedir ve çözümü tamamen farklı bir yerde, tasarım tarafında aranır.

Sürtünme noktaları nerede saklanır?

Sürtünme, ziyaretçinin devam etmesini zorlaştıran her şeydir. Bazıları teknik olur: yavaş açılan sayfa, mobilde kayan düzen, tıklanamayan buton, hata veren form. Bazıları bilgisel olur: fiyatın hiçbir yerde geçmemesi, teslim süresinin belirsizliği, iade koşulunun yazılmaması. Bazıları ise duygusaldır: aşırı ısrarcı bir dil, kapanmayan açılır pencereler, gereksiz zorunlu alanlar. Üç grubun da sonucu aynıdır, ziyaretçi vazgeçer. Aramaya teknik taraftan başlamak mantıklıdır çünkü bu grup en hızlı ve en kesin biçimde düzeltilebilir. Bu arayışta kendi alışkanlıklarınıza güvenmemek gerekir; sayfayı her gün gören biri hataları görmez hale gelir. Dışarıdan bakan bir göz ya da yapılandırılmış bir kontrol listesi bu körlüğü kırar.

Sürtünmeyi bulmanın en ucuz yolu, siteyi ilk kez gören birine kullandırmaktır. Birkaç kişiye tek bir görev verip yanlarında sessizce oturmak, uzun analiz raporlarından daha fazla şey gösterir. Görev net olmalı: bir teklif isteyin, en yakın şubeyi bulun, şu ürünü sepete ekleyin. İnsanların durakladığı, geri döndüğü, sesli soru sorduğu her an bir sürtünme noktasıdır. Kendi sitenizde bunu göremezsiniz çünkü nereye tıklanacağını zaten biliyorsunuz; bu körlük deneyimli ekiplerde bile geçmez. Bu denemenin maliyeti neredeyse sıfırdır ve yılda birkaç kez tekrarlanabilir. Site değiştikçe yeni sürtünmeler doğar; bir kere yapılıp rafa kaldırılan gözlem kısa sürede eskir ve yanıltmaya başlar.

Bir başka gizli sürtünme kaynağı, sayfanın ziyaretçiyi fazla düşünmeye zorlamasıdır. Çok sayıda eşit görünürlükte buton, birbirine benzeyen paket adları, karşılaştırması zor tablolar karar vermeyi geciktirir. Seçenek azaltmak çoğu zaman sonucu yükseltir. Her sayfada tek bir baskın eylem olmalı, diğerleri daha sönük durmalı. Ziyaretçiye ne yapması gerektiğini söylemek onu kısıtlamak değil, yolu göstermektir. Karar yorgunluğu yaşayan kişi genelde hiçbir şey seçmez ve sayfayı kapatır. Aynı mantık metin için de geçerlidir. Uzun paragraflar, sektör jargonu ve ne yapılacağını söylemeyen başlıklar okuma yükünü artırır; ziyaretçi okumaz, tarar. Taradığında anlamıyorsa geri döner ve bunun sebebini asla size söylemez.

Form tasarımı: en çok kaybın yaşandığı yer

Formda sorulan her alan, bir miktar ziyaretçi kaybettirir. Bu yüzden alanların hepsinin bir gerekçesi olmalı. Satışta hiçbir işe yaramayacak bilgileri baştan istemek, sadece kayıt tablosunu şişirir. Ad, iletişim yolu ve talebin ne olduğu çoğu işletme için yeterlidir; geri kalanı ilk temasta konuşulur. Zorunlu alan sayısını azaltmak, tasarımı değiştirmeden yapılabilecek en etkili iyileştirmelerden biridir. Uzun form gerekiyorsa da adımlara bölmek, tek ekranda uzun bir liste göstermekten daha iyi çalışır. Alan sayısını azaltamayacağınız durumlar da olur; teklif hazırlamak için gerçekten ölçü ya da adres gerekebilir. Böyle hallerde neden sorulduğunu tek cümleyle açıklamak, aynı alanı çok daha az itirazla doldurtur.

Hata mesajları ayrı bir konudur. Formu doldurup gönderdikten sonra kırmızı uyarılarla karşılaşan kişi çoğu zaman tekrar denemez. Doğrulama alan alan ve anında yapılmalı, mesaj neyin yanlış olduğunu açıkça söylemeli. Telefon numarasının hangi biçimde yazılacağı konusunda katı davranmak yerine, girilen değeri sistemin düzeltmesi daha doğrudur. Gönderim sonrası ekranı da boş bırakmamak gerekir; talebin ulaştığını ve ne zaman dönüleceğini yazan kısa bir mesaj, bekleyiş kaygısını doğrudan azaltır. Formun çalıştığını düzenli kontrol etmek de göz ardı edilen bir alışkanlıktır. Sunucu değişikliği, eklenti güncellemesi ya da bir e-posta ayarı yüzünden sessizce çalışmayan formlar hiç de nadir görülen bir durum değildir.

Formun konumu ve etrafındaki metin de sonucu değiştirir. Ne olacağını anlatmayan bir form, boşluğa yazı yazmak gibi hissettirir. Yanına bir cümlelik bir açıklama koymak, kaç saat içinde dönüleceğini yazmak ve bilgilerin ne için kullanılacağını belirtmek güveni artırır. Uzun sayfalarda formu yalnızca en altta bırakmak yerine ara noktalara da eylem butonu koymak, ikna olmuş kişiyi aşağı kadar yürümeye zorlamaz. Ancak bu butonlar aynı yere gitmeli, farklı vaatler taşımamalıdır. Formun yanında telefon ve mesajlaşma seçeneği sunmak da işe yarar. Herkes form doldurmayı sevmez; seçenek verildiğinde aynı kişi başka bir yoldan ulaşır ve talep kaybolmadan size gelir.

Güven unsurları ve itiraz karşılama

İnsanlar tanımadıkları bir işletmeye bilgi vermekten çekinir. Bu çekinceyi azaltan şeylerin başında somut kanıt gelir. Gerçek iş fotoğrafları, yapılan işlerin öncesi ve sonrası, süreç anlatımı, ekipten yüzler; bunların hepsi soyut vaatlerden daha ikna edicidir. Hazır stok görsellerle kurulmuş bir sayfa düzgün görünse de kimliksizdir. Ziyaretçi, karşısında gerçek bir işletme olduğuna dair işaret arar. Çalışma saatleri, iletişim seçenekleri ve nasıl ulaşılacağının görünür olması bu işaretlerin en basitidir. Güven veren bir başka unsur da ne yapmadığınızı söylemektir. Her işi yaptığını iddia eden bir sayfa inandırıcılığını yitirir; kapsamı net çizilmiş bir anlatım ise uzmanlık izlenimi bırakır.

Yorum ve referanslar güçlü etkiye sahiptir ama ancak inandırıcıysa. İsimsiz, genel ve abartılı övgü cümleleri ters etki yapar. Somut ayrıntı içeren, işin neyi çözdüğünü anlatan kısa bir yorum, uzun bir övgüden daha fazla iş görür. Aynı şekilde olumsuz bir yorumun altına yazılmış makul bir cevap da güven verir; her şeyin kusursuz göründüğü sayfalar şüphe uyandırır. Referans toplarken müşteriden hangi sorunu yaşadığını ve nasıl çözüldüğünü sormak, kullanılabilir metin üretir. Referansı nerede gösterdiğiniz de önemlidir. Hepsini tek bir sayfada toplamak yerine, ilgili hizmetin anlatıldığı yerde o hizmete ait bir örnek göstermek çok daha etkili bir yerleşim olur.

İtirazları karşılamak, güvenin diğer yarısıdır. Her işte insanların aklına gelen üç beş soru vardır ve bunlar konuşulmadığında kişi sessizce vazgeçer. Fiyat neye göre belirlenir, iş ne kadar sürer, sonuçtan memnun kalmazsam ne olur, benim durumumda bu işe yarar mı? Bu soruların cevabını sayfaya yazmak satışı zorlaştırmaz, tersine tereddüt süresini kısaltır. Net fiyat veremiyorsanız bile fiyatın hangi etkenlere göre değiştiğini yazmak, hiçbir şey yazmamaktan çok daha iyidir. Bu cevapları yazarken savunmacı bir dile kaymamak gerekir. Sorunun makul olduğunu kabul edip nasıl ele aldığınızı anlatmak, itirazı bastırmaya çalışmaktan hem daha dürüst hem daha ikna edicidir.

Mobil deneyim ayrı bir tasarım işidir

Çoğu ziyaret telefondan geliyorsa tasarımı önce telefonda düşünmek gerekir. Masaüstünde iyi görünen bir düzenin küçültülmüş hali, mobilde iyi çalışmaz. Yan yana duran sütunlar alt alta indiğinde sıralama bozulabilir, önemli bilgi çok aşağıya düşebilir. Butonların parmakla rahat basılacak boyutta olması, birbirine yapışmaması ve yazının yakınlaştırmadan okunabilmesi temel şartlardır. Telefonda yapılan tek bir gerçek deneme, masaüstünde yapılan uzun bir incelemeden daha çok hata yakalar. Mobilde ayrıca boşluk ve hizalama meselesi vardır; ekranın kenarına yapışan yazılar, üst üste binen kutular ve yatay kaydırma gerektiren tablolar okuma isteğini doğrudan kırar ve sayfayı ucuz gösterir.

Mobilde hız, tasarımdan daha belirleyicidir. Büyük fotoğraflar, gereksiz eklentiler ve arka planda çalışan çok sayıda betik açılışı geciktirir. Sayfa geç açıldığında ziyaretçi içeriği hiç görmeden geri döner; ne kadar iyi yazıldığının bir önemi kalmaz. Ayrıca telefon kullanıcısı çoğu zaman hareket halindedir ve sabrı azdır. Telefon numarasına tek dokunuşla arama yapılabilmesi, adresin harita uygulamasına tek dokunuşla açılması gibi ayrıntılar bu koşulda ciddi fark yaratır. Test ederken yalnızca kendi cihazınıza bakmamak da gerekir. Ekran boyutları ve tarayıcılar arasında belirgin farklar olabilir; iki üç farklı telefonda yapılan hızlı bir kontrol sorunların çoğunu yayına çıkmadan yakalar.

A/B testi ne zaman anlamlı, ne zaman anlamsız?

A/B testi, aynı sayfanın iki farklı halini ziyaretçilere paylaştırıp hangisinin daha iyi sonuç verdiğini ölçmektir. Doğru kurulduğunda tahmini ortadan kaldırır. Ancak bunun için yeterli sayıda ziyaretçi ve yeterli sayıda dönüşüm gerekir. Günde birkaç talep alan bir sitede iki hafta süren test, tesadüfü ölçmekten öteye geçmez. Bu durumda yapılacak şey test kurmak değil, bilinen iyi uygulamaları doğrudan uygulamaktır. Az trafikli sitelerde niteliksel gözlem, sayısal testten daha güvenilir yol gösterir. Ayrıca test aracının sayfayı yavaşlatmadığından emin olmak gerekir; ölçmek için eklenen katmanın kendisi açılışı geciktiriyorsa, ölçtüğünüz şey artık sayfanın kendisi olmaktan çıkar.

Testin anlamlı olması için değişikliğin de yeterince büyük olması gerekir. Buton rengini değiştirmek gibi küçük müdahaleler, ancak çok yüksek trafikte ölçülebilir fark üretir. Başlığı, vaadi ya da sayfanın kurgusunu değiştirmek gibi büyük müdahaleler ise düşük trafikte bile görünür sonuç verebilir. Test süresi de baştan belirlenmeli ve tam haftaları kapsamalıdır; hafta içi ile hafta sonu davranışı farklı olduğu için yarım haftalık dönemler yanıltır. Erken bakıp öne geçen sürümü galip ilan etmek, en sık yapılan yöntem hatasıdır. Kazanan sürüm belirlendikten sonra da iş bitmiş sayılmaz; değişikliğin kalıcı olarak yayına alındığını ve zamanla geri gelmediğini kontrol etmek unutulan bir adımdır.

Bazı durumlarda test kurmak baştan gereksizdir. Formu çalışmayan, mobilde bozulan veya çok yavaş açılan bir sayfada test yapılmaz, hata düzeltilir. Aynı şekilde yasal zorunluluk, erişilebilirlik veya açık bir kullanım hatası söz konusuysa iki sürüm denemeye gerek yoktur. Test, iki makul seçenek arasında karar vermek içindir; bariz yanlışı düzeltmek için değil. Bu ayrımı yapmak hem zaman kazandırır hem de test alışkanlığının gereksiz yere yıpranmasını önler. Doğru sıra şudur: önce bariz sorunlar temizlenir, sonra test kurulur. Temiz bir zeminde yapılan karşılaştırma, gürültü içinde yapılana göre çok daha net ve tartışmasız bir sonuç üretir.

Hipotez kurma ve tek değişken kuralı

İyi bir iyileştirme çalışması hipotezle başlar. Hipotez üç parçadan oluşur: gözlem, tahmin ve beklenen sonuç. Örneğin form sayfasına gelenlerin çoğu göndermiyor; sebebi zorunlu alan sayısının fazlalığı olabilir; alan sayısını azaltırsak gönderim artmalı. Bu cümle yazıldığında ne yaptığınız ve neyi bekleyeceğiniz nettir. Hipotezsiz yapılan değişiklikler, sonuç iyi çıksa bile öğretmez, çünkü hangi sebeple iyileştiğini bilemezsiniz. Öğrenilmeyen bir iyileştirme bir sonraki sayfaya taşınamaz. Hipotezleri bir listede tutmak ve önem sırasına koymak da faydalıdır. Beklenen etkisi büyük ve uygulaması kolay olanlar önce denenir; zor ve etkisi belirsiz olanlar listenin altında sıralarını bekler. Listeyi kısa tutmak da işin parçasıdır; her ay bir madde eksildiğinde sıra kendiliğinden ilerler.

Tek seferde tek değişken kuralı buradan doğar. Aynı anda başlığı, formu ve görselleri değiştirirseniz sonucun hangisinden geldiğini ayıramazsınız. Sonuç kötüleştiğinde de neyi geri alacağınızı bilemezsiniz. Bu kuralın istisnası, sayfayı tamamen yeniden kurduğunuz durumlardır; orada amaç öğrenmek değil sıçrama yapmaktır ve sonrasında ayrıntılar tek tek denenir. Küçük ve düzenli adımlar, yılda bir yapılan büyük yenilemelerden genellikle daha fazla toplam kazanç üretir. Değişikliğin ne zaman yapıldığını kaydetmek de aynı ölçüde önemlidir. Tarih notu olmadan, birkaç ay sonra grafikteki kırılmanın sebebini hatırlamak neredeyse imkansız hale gelir ve veri yorumlanamaz duruma düşer. Tarih ve yapılan değişikliği yazan tek satırlık bir not bu riski tamamen ortadan kaldırır.

Sonuçları yanlış okumamak ve düzeni sürdürmek

Sonuç okumada en sık yapılan hata, küçük farkları anlamlı saymaktır. İki sürüm arasında birkaç dönüşümlük fark, çoğu zaman tesadüftür. Rakam yükseldiği için hemen karar vermek, bir sonraki ay o kararın geri alınmasına yol açar. İkinci hata, dönüşüm oranına bakıp gelirin ne olduğuna bakmamaktır. İndirim vaadiyle oran yükselebilir ama ortalama sepet düşerse toplamda kaybedersiniz. Her ölçümün yanına iş sonucunu koymak bu tuzağı engeller. Buna bağlı bir başka nokta, kötü sonucu da kabul etmektir. Denemelerin bir kısmı işe yaramaz ve bu normaldir; başarısız denemeyi gizlemek yerine kaydetmek, bir sonrakinin daha isabetli kurulmasını sağlar.

Üçüncü hata, dönemleri karşılaştırırken koşulları eşitlememektir. Kampanya yapılan bir ay ile normal bir ayı karşılaştırmak, sayfa değişikliğinin etkisini tamamen gizler. Aynı şekilde trafik kaynağı değiştiğinde dönüşüm oranı da kendiliğinden değişir; sayfaya hiç dokunulmamış olsa bile. Karşılaştırma yaparken neyin sabit kaldığını yazmak, yorumun yarısını halleder. Sabit tutulamayan bir şey varsa bunu raporda belirtmek, sonradan yapılacak yanlış çıkarımları engeller. Mevsim etkisi de aynı gruptadır. Bazı işlerde yaz ile kış arasındaki fark, yapılan bütün iyileştirmelerin toplamından büyüktür; böyle durumlarda geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırmak çok daha dürüst bir okuma verir. Bu da mümkün değilse en azından mevsim etkisinin varlığını raporda belirtmek gerekir.

Dönüşüm optimizasyonu bir kere yapılıp bitirilen bir iş değildir. Kalıcı düzen şöyle kurulur: her ay ölçümlere bakılır, en büyük kaybın olduğu basamak seçilir, bir hipotez yazılır, uygulanır ve sonucu bir sonraki ay değerlendirilir. Bu döngü ayda tek bir değişiklikle bile yılda on iki iyileştirme demektir. Yapılan denemelerin kısa bir kaydını tutmak da önemlidir; aynı fikri iki yıl sonra tekrar denemek yaygın bir zaman kaybıdır. Kayıt, ekip değişse bile bilginin kalmasını sağlar. Son olarak bu döngünün bir sahibi olmalıdır. Herkesin işi olan bir görev kimsenin işi değildir; ayda yarım gün ayıran tek bir kişi bile düzeni ayakta tutmaya yeter.

Kısa özet

Bu rehberden çıkarılacaklar

  • Dönüşüm optimizasyonu, yeni trafik almadan gelen ziyaretçiden daha fazla sonuç çıkarma işidir.
  • Ölçüm doğru kurulmadan yapılan her iyileştirme tahmine dayanır.
  • Formdaki her zorunlu alan bir miktar ziyaretçi kaybettirir.
  • Yeterli trafik ve dönüşüm yoksa A/B testi tesadüfü ölçer.
  • Tek seferde tek değişken değiştirildiğinde sonuç öğretici hale gelir.
Merak edilenler

Dönüşüm Optimizasyonu Nedir? Var Olan Trafikten Daha Fazla Sonuç hakkında sık gelen sorular

Dönüşüm oranım kaç olmalı?
Herkes için geçerli tek bir doğru değer yoktur. Oran; sektöre, trafik kaynağına, ürün fiyatına ve karar süresine göre çok değişir. Başkasının rakamını hedef almak yerine kendi geçmiş dönemlerinizle karşılaştırmak sağlıklıdır. Ayrıca oran yükselirken toplam talep sayısı düşebilir; bu yüzden oranı her zaman iş sonucuyla birlikte okumak gerekir.
Az trafiğim var, A/B testi yapabilir miyim?
Genellikle hayır. Test için yeterli sayıda dönüşüm birikmesi gerekir; günde birkaç talep alan bir sitede iki haftalık test tesadüfü ölçer. Bu durumda bilinen iyi uygulamaları doğrudan uygulamak ve gerçek kullanıcılarla küçük gözlem denemeleri yapmak daha verimlidir. Trafik büyüdüğünde test kurmak anlamlı hale gelir.
Formu kısaltırsam kalitesiz talep gelir mi?
Gelebilir, ama bu genelde iyi bir takas olur. Uzun form talep sayısını düşürür ve gerçekten ilgili bazı kişileri de kaçırır. Daha sağlıklı yöntem, formu kısa tutup ayrıntıyı ilk temasta sormaktır. İsterseniz tek bir eleyici soru ekleyebilirsiniz; bu, alan sayısını çok artırmadan niteliği yükseltir.
İyileştirmeleri ne sıklıkla yapmalıyım?
Aylık bir düzen çoğu işletme için yeterlidir. Her ay ölçümlere bakılır, en büyük kaybın yaşandığı adım seçilir, bir hipotez yazılır ve tek bir değişiklik uygulanır. Sonuç bir sonraki ay değerlendirilir. Yapılan denemelerin kısa kaydını tutmak, aynı fikrin yıllar sonra tekrar denenmesini önler.
Uygulamaya geçiş

Bu konuyu üstlendiğimiz hizmetler

Akademi

İlgili diğer rehberler