Web Tasarım Nedir? Temel Kavramlar ve Kapsam
Web tasarımın ne olduğunu, hangi kararlardan oluştuğunu ve bir sayfanın neden işe yarayıp neden yaramadığını teknik olmayan bir dille anlatan başlangıç rehberi.

Kalıcı rehber
Web Tasarım konu başlığı
Web tasarım tam olarak neyi kapsar?
Web tasarım, bir ekranda karşınıza çıkan sayfanın nasıl göründüğü kadar, o sayfada ne yapabildiğinizle de ilgili bir iştir. İçeriğin sırasını, başlıkların büyüklüğünü, düğmelerin yerini, formun kaç alandan oluşacağını ve telefonda ile bilgisayarda düzenin nasıl değişeceğini belirler. Yani süsleme değil, karar verme işidir: ziyaretçi sayfaya girdiğinde önce neyi görsün, ikinci adımda nereye gitsin, hangi bilgiyi aramak zorunda kalmasın. İyi tasarlanmış bir sayfada kullanıcı çoğu zaman hiçbir şeyi fark etmez, sadece aradığını bulur ve işini bitirir. Kötü tasarlanmış sayfada ise düşünmek zorunda kalır; insanların çoğu da düşünmek yerine sekmeyi kapatmayı tercih eder. Bu yüzden tasarımın asıl konusu görüntü değil, ziyaretçinin sınırlı dikkatinin nasıl bölüştürüleceğidir.
Kapsamı üç katmanda düşünebilirsiniz. Birincisi bilgi mimarisi: hangi sayfa var, hangi sayfa hangisinin altında duruyor, menüde kaç başlık olacak, bir konu tek sayfada mı yoksa parçalara bölünerek mi anlatılacak. İkincisi arayüz tasarımı: renk, yazı tipi, boşluk, ikon, düğme biçimi gibi görünen her şey ve bunların sayfa boyunca aynı kalması. Üçüncüsü etkileşim: bir alana tıklandığında ne oluyor, form eksik doldurulursa hangi uyarı çıkıyor, sayfa yüklenirken kullanıcı ne görüyor, işlem başarılı olduğunda nasıl haber veriliyor. Bu üç katman ayrı ayrı iyi olsa bile birbirine uymuyorsa sonuç dağınık çıkar. Bu nedenle tasarımı tek bir görsel dosya gibi değil, birbirine bağlı kararlar bütünü olarak kurgulamak gerekir.
Web tasarımın sınırı da vardır. Sunucunun hızı, yazılımın veriyi ne kadar çabuk getirdiği ve içeriğin doğruluğu doğrudan tasarımın işi değildir. Ancak tasarım bu sınırlarla birlikte çalışmak zorundadır: veriyi yavaş getiren bir sistem için bekleme durumlarını kurgulamak, uzun metin üretemeyen bir ekip için kısa bloklarla çalışan bir düzen hazırlamak, fotoğraf çekimi yapılamayacak bir iş için görsel yükü az bir dil seçmek de tasarımcının kararıdır. Bir sayfayı tek başına güzelleştirerek satış çıkmaz. Tasarım, içerik ve yazılım aynı hedefe baktığında sonuç alınır; üçünden biri eksik kaldığında diğer ikisinin emeği de görünmez olur ve proje beklenen karşılığı vermez.
UI ile UX aynı şey değildir
UI kısaltması kullanıcı arayüzü anlamına gelir ve gözle gördüğünüz katmanı tarif eder: düğmenin rengi, köşesinin yuvarlaklığı, menünün açılma biçimi, yazının puntosu, ikonların çizgi kalınlığı. UX ise kullanıcı deneyimi demektir ve kişinin baştan sona yaşadığı süreci kapsar: aradığı bilgiye kaç adımda ulaştı, kafası karıştı mı, geri dönmek zorunda kaldı mı, işini bitirdiğinde ne hissetti, bir daha gelmek ister mi. Aynı arayüz iki farklı deneyim üretebilir. Görsel olarak temiz duran bir form, alan sırası yanlış kurulduğu için insanları yarı yolda bırakabilir; buna karşılık iddiasız görünen bir sayfa, doğru sırayla ilerlediği için sorunsuz tamamlanabilir.
Ayrımı somutlaştırmak için bir randevu sayfası düşünün. Arayüz tarafı takvimin nasıl göründüğüdür: dolu günler soluk mu, seçilen gün belirgin mi, saatler okunaklı mı, ay değiştirme okları fark ediliyor mu. Deneyim tarafı ise kişinin uygun saati bulmak için kaç kez ileri geri gitmek zorunda kaldığıdır; uygun gün kalmadığında ne yapacağını anlayıp anlamadığıdır. Takvim çok şık görünüp yine de yorucu olabilir, sade görünüp işi hızlıca bitirebilir. Bu yüzden yalnızca ekran görüntüsüne bakarak tasarımın iyi olduğuna karar vermek yanıltıcıdır. Denemeden verilen karar, çoğu zaman beğeni üzerine kurulmuş bir tahminden ibaret kalır ve ilk gerçek kullanıcıda çürür.
Pratikte ikisini ayrı ekiplerin yapması şart değildir; küçük projelerde aynı kişi ikisini birden yürütür ve bu gayet olağandır. Önemli olan sıralamadır. Önce kullanıcının ne yapmaya çalıştığı ve hangi adımlardan geçeceği netleşir, sonra o adımlara görsel biçim verilir. Ters sıra, yani önce çekici bir ekran çizip sonra akışı ona uydurmaya çalışmak, en sık karşılaştığımız tıkanma sebeplerinden biridir. Böyle başlayan projelerde revizyon turları uzar, çünkü tartışılan şey aslında görünüş değil, kimsenin açıkça konuşmadığı akıştır. Akış yazıya döküldüğünde ise tartışma birkaç cümleyle biter ve tasarım tarafı görece hızlı ilerler. Bu sıralamayı korumak, ekip içindeki beğeni farklarını da tartışma konusu olmaktan çıkarır.
Görsel hiyerarşi: bakışın sırasını kurmak
Görsel hiyerarşi, sayfadaki öğelerin önem sırasını göze anlatma yöntemidir. Göz her şeyi aynı anda okumaz; büyük olana, koyu olana, boşlukla ayrılmış olana ve renk olarak ayrışana önce takılır. Tasarımcı bu eğilimden yararlanarak bir sıra kurar: önce ne söyleneceği, sonra hangi ayrıntının geleceği, en sonda hangi bilginin durabileceği belirlenir. Sıra kurulmazsa her öğe aynı yükseklikte bağırır ve sayfa gürültüye dönüşür. Ziyaretçi ne yapması gerektiğini anlayamadığında karar vermeyi erteler; ertelenen kararların büyük kısmı da geri gelmez. Hiyerarşi bu yüzden estetik bir tercih değil, doğrudan işe dokunan bir düzenleme biçimidir. Hiyerarşisi kurulmuş bir sayfada ziyaretçi ne yapacağını sormaz, çünkü sayfa bunu zaten söylemiştir.
Hiyerarşiyi kurmanın araçları aslında basittir: boyut farkı, kalınlık farkı, renk farkı, konum ve öğenin çevresindeki boşluk. Bir sayfada tek bir birincil eylemin bulunması, hiyerarşinin en kolay sınavıdır. Teklif isteyin, ürünleri inceleyin ve hemen arayın gibi üç düğmeyi aynı büyüklükte ve aynı renkte yan yana koyduğunuzda hiçbiri öne çıkmaz. Birini birincil, diğerlerini ikincil biçimde tasarlamak kullanıcıya sizin de bir öneriniz olduğunu gösterir ve seçim yükünü hafifletir. İkincil eylemleri tamamen kaldırmak gerekmez; sadece daha sessiz bir biçimde durmaları yeterlidir. Böylece hem yönlendirme yapılır hem de farklı niyetle gelen ziyaretçi kendi yolunu bulabilir.
Hiyerarşi metinde de geçerlidir. Uzun bir paragrafın ortasına gizlenmiş kritik bir bilgi, pratikte yok sayılabilir. Başlıkların gerçekten başlık gibi davranması, alt başlıkların içeriği bölmesi ve önemli cümlenin bölümün başında durması okuma hızını yükseltir. Sayfayı hazırladıktan sonra hızlıca kaydırıp yalnızca büyük yazıları okumayı deneyin. Bu okumadan sayfanın neyi anlattığı çıkmıyorsa hiyerarşi zayıf demektir ve sorun genellikle metnin uzunluğunda değil, hangi cümlenin öne alındığındadır. Aynı testi telefonda tekrarlamak da faydalıdır, çünkü küçük ekranda yan yana duran öğeler alt alta iner ve masaüstünde işleyen sıra bozulabilir. Sayfayı bir başkasına birkaç saniye gösterip ne anladığını sormak da hızlı ve ucuz bir denetimdir.
Izgara ve boşluk: düzenin görünmeyen iskeleti
Izgara, sayfayı eşit sütunlara bölen görünmez bir çizgi sistemidir. Öğeleri bu sütunlara hizalamak göze düzen hissi verir ve farklı sayfaların birbirine benzemesini sağlar. Izgara olmadan tasarlanan sitelerde her sayfa biraz farklı kenar boşluğuyla başlar, kutular birbirini tutmaz ve site derme çatma görünür. Sütun sayısını en baştan belirleyip tüm sayfalarda aynı sisteme bağlı kalmak, sonradan sayfa eklerken işi de kolaylaştırır; yeni bir bölüm eklemek yeniden tasarım değil, var olan düzene yerleştirme işine dönüşür. Bu tutarlılık ziyaretçi tarafından adıyla fark edilmez ama sitenin bakımlı görünmesinin en büyük sebeplerinden biridir. Izgarayı korumak, farklı zamanlarda farklı kişilerce eklenen sayfaların bile aynı elden çıkmış gibi durmasını sağlar.
Boşluk ise tasarımın en ucuz ve en çok ihmal edilen aracıdır. Öğeler arasındaki mesafe, hangi parçanın hangisiyle ilgili olduğunu anlatır: başlığa yakın duran metin o başlığa aittir, uzaklaşan metin yeni bir konuya işaret eder. Ekranı doldurma refleksi bu ilişkiyi bozar. Sayfayı kalabalıklaştırmak bilgiyi çoğaltmaz, sadece hepsini aynı anda değersizleştirir. Ölçüleri rastgele seçmek yerine bir aralık sistemi kullanmak da işi öngörülebilir kılar; örneğin sekizin katları üzerinden ilerleyen bir boşluk ölçeği belirlendiğinde her yeni bileşen aynı ritimle yerleşir. Bu yaklaşım tasarımcı ile geliştiricinin aynı dili konuşmasını sağlar ve boşluk tartışmasını sistemin kendisi çözer.
Tipografi: içeriği okunur kılan katman
Tipografi yazı tipi seçmekten ibaret değildir; punto, satır yüksekliği, satır uzunluğu, harf aralığı ve başlık ile gövde arasındaki oran birlikte çalışır. Bir metnin okunmasını zorlaştıran şey çoğunlukla yazı tipinin kendisi değil, satırların çok uzun veya satır aralığının çok dar olmasıdır. Göz uzun bir satırın sonuna geldiğinde bir sonraki satırın başını bulmakta zorlanır ve aynı yeri tekrar okur; bu farkına varılmadan yorgunluk yaratır. Gövde metni için rahat okunan bir punto seçmek ve metin bloğunun genişliğini sınırlamak, tasarımın en hızlı geri dönen kararlarındandır. Üstelik bu iki ayar hiçbir ek maliyet getirmez. Uzun metinli sayfalarda satır aralığını biraz açmak da okumayı belirgin biçimde rahatlatır.
İki yazı tipi çoğu proje için yeterlidir: biri başlıklar, biri gövde metni. Daha fazlası hem görünümü dağıtır hem sayfa ağırlığını artırır, çünkü her yazı tipi ayrıca indirilir ve her kalınlık ayrı bir dosya demektir. Yazı tiplerini uzaktan çağırmak yerine kendi sunucunuzdan sunmak hem hızı hem gizlilik tarafını iyileştirir. Ayrıca yazı tipi yüklenene kadar metnin görünmez kalmaması için yedek bir sistem yazı tipi tanımlamak gerekir; aksi halde kullanıcı ilk saniyelerde boş bir sayfaya bakar ve sabırsızlanır. Kullanılmayan harf kalınlıklarını dosyadan çıkarmak da fark edilir bir kazanç sağlar. Seçilen yazı tipinin Türkçe karakterleri eksiksiz desteklediğini kontrol etmek ise atlanmaması gereken bir adımdır.
Ölçek de tipografinin parçasıdır. Başlık, alt başlık ve gövde arasındaki fark yeterince belirgin değilse sayfa düz görünür; fark aşırıya kaçarsa okuma sekteye uğrar ve metin parça parça algılanır. Küçük ekranlarda başlıkların masaüstündeki boyutuyla kalması sık rastlanan bir sorundur. Telefonda üç satıra yayılan bir başlık ekranın yarısını kaplar ve altındaki içerik görünmez hale gelir. Ölçeği ekran genişliğine göre kademeli ayarlamak bu sorunu ortadan kaldırır, üstelik sayfanın ilk görünen kısmını daha verimli kullanmanızı sağlar. Türkçe metinlerde kelimelerin uzun olduğunu hesaba katmak da başlık kurgusunu kolaylaştırır. Başlıkları kısa tutmak hem satır kırılmalarını hem de arama sonuçlarında kesilme riskini azaltır.
Renk ve kontrast: estetikten önce okunabilirlik
Renk paleti kurmanın sade bir yolu vardır: bir ana renk, bir vurgu rengi ve nötr tonlardan oluşan bir aile. Ana renk markayı temsil eder, vurgu rengi yalnızca eylem çağrısı gibi az sayıda yerde kullanılır, nötrler ise metin ve zemin için çalışır. Vurgu renginin her yerde kullanılması onu vurgu olmaktan çıkarır ve göz sayfa boyunca nereye bakacağını şaşırır. Renk seçerken kurumsal kimlikle uyum da gözetilir; site, basılı işlerden bambaşka bir dünyada durmamalıdır. Ayrıca uyarı, hata ve başarı durumları için ayrı tonlar belirlemek gerekir, aksi halde her uyarı aynı derecede acil görünür.
Kontrast, metin ile zemin arasındaki aydınlık farkıdır ve okunabilirliğin doğrudan belirleyicisidir. Erişilebilirlik ölçütlerinde gövde metni için 4,5:1 oranı yaygın kabul gören alt sınır olarak anılır; büyük puntolu başlıklarda bu sınır biraz daha esnektir. Açık gri zemin üzerine yerleştirilen daha açık gri bir yazı, bilgisayar ekranında zarif görünse de güneş altında telefonla bakan biri için okunamaz hale gelir. Tasarımı ideal koşullarda değil, kötü koşullarda denemek gerekir: parlaklığı düşük bir ekranda, dışarıda ve gözlüksüz. Fotoğraf üzerine yerleştirilen yazılarda ise koyu bir katman eklemeden kontrast garanti edilemez. Çünkü aynı fotoğrafın açık ve koyu bölgeleri, yazının bir kısmını okunur bir kısmını okunmaz yapar.
Rengi tek başına anlam taşıyıcı yapmamak da temel bir kuraldır. Bir formda hatalı alanı yalnızca kırmızı çerçeveyle işaretlerseniz, renk ayrımında zorlanan kullanıcılar bu bilgiyi kaçırır ve hatanın nerede olduğunu bulamaz. Renge ek olarak bir ikon veya kısa bir açıklama metni koymak sorunu çözer. Aynı mantık grafiklerde ve durum etiketlerinde de geçerlidir: iki çizgiyi yalnızca renkle ayırmak yerine biçim, desen veya etiket eklemek, aynı bilgiyi herkesin okuyabilmesini sağlar. Bu ek işaretler renk ayrımı yapabilen kullanıcılar için de yararlıdır, çünkü hızlı bakışta anlamı netleştirir. Karanlık mod desteklenecekse renklerin bu modda da yeterli kontrastı koruduğunu ayrıca denemek gerekir.
Mobil öncelikli tasarım ve responsive davranış
Responsive tasarım, sayfanın ekran genişliğine göre yeniden düzenlenmesi demektir. Mobil öncelikli yaklaşım ise tasarıma en dar ekrandan başlamayı önerir. Sebebi pratiktir: dar ekrana ancak gerçekten gerekli olan öğeler sığar, dolayısıyla önce öz belirlenir, sonra alan bollaştıkça ayrıntı eklenir. Ters yönde çalışmak, yani masaüstü tasarımını sıkıştırarak telefona uydurmaya çalışmak, genelde üst üste yığılmış ve sırası bozulmuş sayfalar üretir. Sonradan yapılan düzeltmeler de yama gibi durur ve her sayfada tekrarlanması gerekir. Dar ekrandan başlamak ayrıca içerik konusunda disiplin kurar, çünkü sığmayan her öğe için gerçekten gerekli mi sorusu sorulur. Bu soruya verilen dürüst cevaplar, çoğu zaman masaüstü sayfasını da sadeleştirir.
Küçük ekranda dokunma alanları da tasarımın konusudur. Parmakla basılan bir düğmenin fare imlecine göre daha büyük olması, yan yana duran bağlantıların birbirine yapışmaması gerekir. Menünün kaç başlık taşıyacağı, tabloların yatay kaydırmayla mı yoksa kart biçimine dönüşerek mi gösterileceği, uzun formların adımlara bölünüp bölünmeyeceği bu aşamada kararlaştırılır. Bu kararlar en baştan verilirse düzen tutarlı kalır; sonraya bırakıldığında her sayfa kendi çözümünü üretir ve site parça parça görünmeye başlar. Sabit duran alt çubuklar ve kapanmayan bildirimler de küçük ekranda kullanılabilir alanı ciddi biçimde daraltır. Tasarımı gerçek bir telefonda denemek, tarayıcıdaki küçültülmüş görünümün gizlediği sorunları ortaya çıkarır.
Responsive olmak her ekranda aynı şeyi göstermek anlamına gelmez. Telefonda ziyaretçinin niyeti çoğu zaman daha acildir: yol tarifi, iletişim, fiyat fikri, kısa bir cevap. Aynı içeriği aynı sırayla sunmak yerine sıralamayı ekrana göre değiştirmek meşru bir tercihtir. Yalnız gizlemek ile sıralamayı değiştirmek farklı şeylerdir. Mobilde içeriği tamamen gizlemek hem kullanıcıyı hem arama motorlarını yanıltır; küçük ekranda görünmeyen bir metin, pratikte var olmayan bir metindir. Doğru yaklaşım, uzun bölümleri açılır başlıklar altında toplayarak içeriği erişilebilir tutmak ve ziyaretçiye ne kadar okuyacağına kendisinin karar verdiği bir düzen sunmaktır. Böylece sayfa kısalırken içerik yerinde kalır ve arama motorları açısından bir kayıp yaşanmaz.
Erişilebilirlik herkes için tasarım demektir
Erişilebilirlik, sitenin görme, işitme, hareket veya dikkat açısından farklı ihtiyaçları olan kişiler tarafından da kullanılabilmesidir. Konu çoğu zaman ekran okuyucu kullanan görme engelli kullanıcılarla sınırlı sanılır, oysa kapsam çok daha geniştir. Klavyeyle gezinen, titreyen elle dokunan, gürültülü ortamda sesli içerik izleyen ya da geçici olarak tek eli boşta olan herkes bu tasarımdan faydalanır. Erişilebilir bir sayfa, sonuçta herkes için daha net ve daha az yorucu bir sayfadır. Üstelik erişilebilirlik için yapılan düzenlemelerin çoğu, arama motorlarının sayfayı anlamasını da kolaylaştırdığı için ayrıca bir kazanç getirir. Yani erişilebilirlik yalnızca bir sorumluluk değil, sitenin genel kalitesini yükselten bir çalışma alanıdır.
Uygulama tarafında birkaç temel alışkanlık işin büyük kısmını çözer. Görsellere anlamlı alternatif metin yazmak, başlık sıralamasını atlamadan kurmak, form alanlarını etiketlerle ilişkilendirmek, tüm adımların yalnızca fareyle değil klavyeyle de tamamlanabildiğini denemek ve odak halkasını kaldırmamak bunların başında gelir. Bu maddeler sonradan ele alındığında pahalı, en baştan düşünüldüğünde neredeyse maliyetsizdir. Otomatik denetim araçları eksik alternatif metni bulur ama bir düğmenin adının anlamlı olup olmadığını anlamaz; buraya tıklayın yazan bir bağlantı teknik olarak geçerli sayılır, kullanım açısından ise boştur. Bu yüzden otomatik kontrolün üstüne kısa bir insan denemesi eklemek en pratik yoldur.
Eskizden yayına: tasarım süreci nasıl ilerler
Süreç genelde keşifle başlar. İşin ne olduğu, kime satıldığı, ziyaretçinin hangi soruyla geldiği ve sitede hangi eylemin gerçekleşmesini istediğiniz konuşulur. Bu aşamada rakip incelemesinden çok kendi müşterinizin sorularını toplamak işe yarar; satışta en çok tekrarlanan sorular çoğunlukla sayfa başlıklarına dönüşür. Telefonda en sık verdiğiniz cevabı yazıya dökmek, çoğu zaman en iyi ana sayfa metnini üretir. Keşif atlanırsa tasarım ihtiyaç yerine beğeni üzerinden ilerler ve sonu belirsiz revizyon turları olur. Bu turların maliyeti genellikle keşfe ayrılacak zamandan çok daha yüksektir ve projenin bitiş tarihini de öngörülemez hale getirir. Keşif için ayrılan kısa bir toplantı bile, sonraki haftalarda çok sayıda gereksiz tartışmayı önler.
Ardından kaba taslak gelir. Renksiz ve yazı tipi kararı verilmemiş kutulardan oluşan bu eskizler, tartışmayı görünüş yerine sıralamaya odaklar; kimse rengi konuşamadığı için herkes içeriği konuşur. Sıralama onaylandıktan sonra arayüz tasarımı yapılır, bileşenler tek tek tanımlanır ve tekrar kullanılabilir bir sisteme dönüştürülür. Düğme, kart, form alanı ve uyarı kutusu gibi parçaların bir kez tanımlanması, sonraki sayfaların hızla çıkmasını sağlar. Prototip aşamasında tıklanabilir bir örnek üzerinden akış denenir; formu doldurmak, menüde gezinmek ve mobilde okumak burada test edilir. Bu deneme, kodlamaya geçmeden önce hataları ucuza yakalamanın en etkili yoludur. Prototipi ekipten olmayan birine kullandırmak ise tasarımcının göremediği takılmaları hızla görünür kılar.
Son adım kodlama, içerik yerleştirme ve yayındır. Yayın bir bitiş değil, ilk ölçüm noktasıdır. Sayfaların hızını, arama motorlarındaki görünürlüğü, formun gerçekten çalışıp çalışmadığını ve ziyaretçilerin nerede duraksadığını görmek için kısa bir izleme dönemi bırakıyoruz. Form gönderiminin gerçekten e-posta kutusuna düştüğünü elle denemek, sonradan fark edilen en can sıkıcı hataların önüne geçer. Bu dönemde yapılan küçük düzeltmeler, genellikle baştan kurulan büyük varsayımlardan daha çok işe yarar. İçeriğin hazır olmaması ise sürecin en sık gecikme sebebidir ve tasarımdan bağımsız olarak, mümkünse daha ilk hafta planlanması gerekir. Metinleri kimin yazacağı ve fotoğrafların nereden geleceği baştan belirlenmezse yayın tarihi kendiliğinden kayar.
Dönüşüm, ölçüm ve sık yapılan hatalar
Tasarımın işi güzel görünmek değil, ziyaretçinin bir adım atmasını kolaylaştırmaktır. Bu adım teklif formu doldurmak, telefonla aramak, randevu bırakmak veya bir dosya indirmek olabilir; buna dönüşüm denir. Dönüşümü ölçmek için önce neyi dönüşüm saydığınızı yazılı olarak belirlemek gerekir. Tanım net olmadığında bütün ölçüm tartışmalı hale gelir ve site hakkındaki kararlar yine kişisel beğeniye döner. Ölçüm için ziyaretçi sayısı da tek başına yeterli değildir; hangi sayfadan gelindiği, hangi adımda vazgeçildiği ve formun hangi alanında durulduğu çok daha açıklayıcıdır. Değişiklikleri teker teker yapmak ise sonucun kaynağını anlamanın tek yoludur. Aynı hafta içinde birden çok şeyi değiştirdiğinizde elinizde yalnızca bir tahmin kalır.
Sık gördüğümüz hatalar birkaç başlıkta toplanıyor: ana sayfada ne yaptığını söylemeyen belirsiz bir slogan, iletişim bilgisinin zor bulunması, gereğinden uzun formlar, telefonda okunmayan küçük yazılar, her sayfada farklı görünen düğmeler ve kapatılması zor açılır pencereler. Bir de ağır görseller var; büyük fotoğrafları küçültmeden yüklemek, tasarımın bütün emeğini bekleme süresine harcamak demektir. Hizmet sayfalarında fiyat aralığı veya süreç bilgisi verilmemesi de ziyaretçiyi karşılaştırma yapamaz halde bırakır. Bu hataların ortak yanı, hepsinin ucuza ve kısa sürede düzeltilebilir olmasıdır; çoğu için yeni bir tasarım değil, sadece bir karar yeterlidir. Bu yüzden yeni bir siteye geçmeden önce mevcut sayfaların bu listeye göre gözden geçirilmesini öneriyoruz.
Bu rehberden çıkarılacaklar
- Web tasarım süsleme değil, ziyaretçinin hangi adımı atacağına dair karar verme işidir.
- UI gördüğünüz katmandır, UX yaşanan süreçtir; önce akış kurulur, sonra görünüş verilir.
- Okunabilirlik kontrast, tipografi ve boşlukla sağlanır; ekranda şık duran her şey sahada okunmaz.
- Erişilebilirlik en baştan düşünüldüğünde neredeyse maliyetsiz, sonradan eklendiğinde pahalıdır.